Korku iklimi…

0
246

Dostlar, şiddet ve nefret söylemi kullanmayan, ırkçılık ve dincilik yapmayan her insanla oturur, her konuyu konuşurum. Diyalog kurma kriterim budur. Hayvanlar koklaşa koklaşa, insanlar konuşa konuşa anlaşır demiş atalarımız. Türkiye siyasetine bugün egemen olan tuhaf dille ilgili bir şey söylenmemiş ama. Günümüzde sadece siyasetçiler değil sokaktaki insana bile yansımış bu “anlaşmama” dili. Toplum kamplara bölünmüş, herkes birbirine düşman gözüyle bakmaya başlamış, düşmanlığın yanı sıra koca memleket paranoyak olmuş. Her gün birilerini götürüyorlar ve kalanlar sıranın kendisine gelmesini bekliyor. Ha bugün, ha yarın.

“Komşu komşunun külüne muhtaçtır”, “ev alma komşu al” gitmiş, onun yerine komşunuzu ihbar edin anlayışı gelmiş. Merhabalar soğuk, bakışlar ürkek, kalpler taş olmuş. Bu memleket bu hallere düşecek memleket değildi ya düştü işte, düşürdüler.

Sosyal medya hesabımı takip eden dostlar hatırlar, sivildeki bazı politik durumlardan dolayı çok sıkıntılı bir askerlik yaptığımı yazmıştım önceleri. Bazı politik durumlar derken duvara yazı yazdım diye küçük bir hapis yatmışlığım olmuştu. Devletin sprey boyayla bölünme ihtimali üzerine alınan bir tedbir olmalı. Neyse, bir gün bizim bölükten bir eleman, çarşı izinlerinde örgüte bilgiler sızdırdığım ihbarını yapmış. Tabur çalkalandı. İkinci bir emre kadar çarşı izinlerim yasaklandı. Gece uyurken başıma bir nöbetçi diktiler. Tuvalete giderken bile bir kişi kapıda nöbet tutuyordu. 24 saat gözetim altındaydım anlayacağınız.

Bağlı bulunduğumuz taburun komutanları hangi örgüte bilgi sızdırdığım konusunda bir karar veremese de, olayı ten rengimden çözmüşler tabii. Sayın komutanlarımız, beyaz tenli olduğum için DHKP-C örgütüne bilgi sızdırdığım kanısına varmışlar ki, esmer olsaydım PKK diyeceklerdi her halde. Sorgularda tuhaf sorular sorup notlar aldılar. Hatta bir sorguda Yücel Sarpdere’nin Vatandaş Abuzer’i geldi aklıma hafif bir gülümsedim de, günlerce bu gülümsemenin şifresi üzerine kafa yordular.

Dışarıdan her şey komedi gibi görünse de o dönemi bana sorun dostlar. Kafamdan senarist gibi bin bir türlü hikayeler geçiyordu, bir bilseniz. İki tane sıkıp eğitim zayiatı derler yahut intihar etti derler ki bunlar olmayan şeyler değil. Aynı dönemde birlikte askerlik yaptığım arkadaşlarımın bile bana karşı yabancılaştıklarını ve günden güne yalnızlaştırıldığımı fark ediyordum. Benimle konuşmak isteyip, korkusundan yanıma yaklaşmayan arkadaşlar da kendini belli ediyordu. Her şey, Ahmet Kaya’nın Dokunma Yanarsın şarkısındaki gibiydi. Hani diyor ya, “dokunma bana fişlenirsin, dokunma bana sen de yanarsın” diye, işte öyle bir şey…

Uzun araştırmalar sonucu suçsuz olduğum ortaya çıksa da, bu iftirayı atıp askerliğimi zehir eden eşşoğlueşşek hiçbir ceza almadı. Aksine ben sürgünden sürgüne yollandım.
Bir muhbirin söylediği yalan yüzünden askerliğim bombok geçmiş oldu. Gerçi askerlik dediğimiz şeyin kendisi zaten bombok bir şey değil midir?

Uzatmayayım, işte orada birebir yaşadım, insanların korkudan nasıl birbirine yabancılaştıklarını. Sakıncalı piyadeden bir kuru merhabayı esirgediklerini, o korku ve tedirginlik iklimini.

UETD’nin Vukuatları İsviçre Basınında

Geçtiğimiz hafta, Avrupa’da UETD isimli çetenin vukuatlarından bahsetmiş, bu vukuatlar içinde muhbirlik ve casusluk faaliyetlerini yazmıştım hatırlarsanız. İsviçre’nin saygın gazetelerinden 20 Minuten dünkü nüshasında, UETD isimli çetenin İsviçre Başkanı’nın ve de daha önce yine bu köşede teşhir ettiğim, kendine gazeteci adını veren Mehmet Çek isimli düşkünün, diktatör karşıtları hakkında bilgi toplama faaliyetleri içinde olduğunu yazdı. 20 Minuten’in yeni yazdığı haberi biz haftalar öncesinden yazmıştık zaten. Birileri hakkında yazarken boş yere yazmayız biz dostlar. Daha yeni gelişmeleri bekleyin ve REDaktif’i takipte kalın.

Son olarak, Avrupa’da hatta Türkiye’de de insanları ispiyon eden meczuplar şunu iyi bilsin ki, fedailiğini yaptıkları diktatörlük kendilerini de satar bir gün. Er ya da geç bunlar yargılanacak yahut memleketten tüyecek. İşte o zaman biz yine yüz yüze bakmaya devam edeceğiz, yine komşu olarak kalacağız. Bilinsin istedim.

CEVAP VER