Kapanmaz yara: Açlık grevleri

0
454

Adli Tıp uzmanı Prof. Dr. Şebnem Koru Fincancı, iktidarın zulmü karşısında bedenini ölüme yatıran ve açlık grevi eylemine başlayan tutuklu ve KHK ile ihraç edilen akademisyenlerin toplum ve hekim açısından nasıl büyük bir çelişki yarattığını yazdı.

Kapanmaz yara: Açlık grevleri

Geçen hafta bu köşeden de olsa cezaevlerindeki dostlara mektubumu trenle yaptığım Ankara yolculuğu sırasında yazmıştım. Hem memleketin gündemiyle başa çıkamadığımdan bir türlü yazamadığım mektupları daha da geciktirmemek, hem de oradan oraya koşuştururken zaten aralıklı yazdığım yazılara ara vermemek için tren yolculuğunu bir fırsat olarak görmüştüm. Yolculuk, hele de tren yolculuğunu çok severim. Hayatın ritmine uyan akışı, uçak yolculukları gibi değildir. Zamanın, yolun, şehirlerin birlikte akıp geçtiğini, hayatınızın da bu zamanla birlikte devindiğini hissetmenin bir şeyleri hatta bazen kendinizi geride bırakma duygusu yaratan uçaktan farkını önemserim. Yazmak, hele ki dostlara mektubu trende yazmak da hızla akan hayatlarımıza bir es vermek gibi geldi o nedenle.

Oysa biraz olsun yavaşlayıp hayatı hissetmeye çalıştığımız yerde yanı başımızdan hızla hayatlar geçiyordu. Gencecik insanlar bu memleketin makus tarihi boyunca olduğu gibi bedenlerinden, yaşamlarından başka çığlıklarını duyuracak yol bulamadıkları inancıyla açlık grevlerinde artık ciddi sağlık sorunlarının başlayacağı günlere doğru doludizgin ilerliyordu. Cezaevlerinde Şakran ile başlayan açlık grevleri ellili günlerde ilerlerken Yüksel Caddesinde işini geri isteyen, geleceğini talep eden gencecik insanlar otuzlu günlerde yüreğimizin orta yerine oturuyor. Sokaktakilerin B1 vitamini aldıklarını öğrenince hiç olmazsa şimdilik sakatlıkları önleyebileceği düşüncesi ile azıcık rahatlar gibi olsak da, cezaevlerinin bir kısmında B1 hatta temel maddeler olan su, tuz, şeker ve karbonat için dahi kısıtlamalar olduğu iddiası kaygımızı yükseltiyor durmadan.

Yıllardır, daha doğrusu meslek hayatıma başladığım ilk yıllardan beri sağlık sorunlarına ilişkin içerden bilgiyle 1984 açlık grevleriyle başlayan tanıklığımda yaşananların ağırlığı omuzlarımızın üzerindeyken, üstelik son iki açlık grevinde daha öncekilerden farklı olarak bağımsız mekanizmaların tıbbi izlemi olmaksızın süren, düzenli sağlık kontrollerinin yapılıp yapılmadığını, yeterli B1 alıp almadıklarını, yeterince su, tuz, şeker ve karbonata ulaşıp ulaşmadıklarını bilmemek bu kez yükümüzü daha da ağırlaştırıyor. Avukat müvekkil görüşmesinin avukat için suç unsuru olarak karşısına çıkarıldığı sevgili Levent Pişkin örneğinde olduğu gibi, avukat görüşmelerinin dahi sınırlandırıldığı, açlık grevi nedenleri arasında olan görüş sınırlamaları ile birlikte bilgi akışını da neredeyse olanaksız hale getirirken bir kez de buradan temel gereksinimlerin miktarı ile ilgili İstanbul Tabip Odasının internet sayfasında yer alan bilgiyi paylaşayım: Bu süreç boyunca açlık grevinde olanların susadığı kadar su (günde en az 1 litre, en az 5 büyük su bardağı), günde 2 çay kaşığı tuz (2 gr), 5 yemek kaşığı şeker, 1 tatlı kaşığı karbonat ile birlikte piyasada saf B1 bulunmadığı için B1 miktarı en yüksek olan (250mg) B vitamininden günde 2 tablet almaları yaşamsal önemdedir.

Biz hekimler için mesleğimiz gereği insan sağlığının iyilik halini en üst düzeyde tutmak, korumak ve sürdürmek temel ilkemizdir. Elbette kişilerin özgür iradeleri ile alacakları kararlara saygı duymak da, temel etik ilkelerimizden biridir. Hiç kimseye kendi isteği dışında tedavi uygulayamayacağımızı bu zorlu süreci cezaevlerinde izlemek zorunda bırakılan meslektaşlarımıza da bir kez daha buradan anımsatmış olayım. Açlık grevleri bizim için çok zorlu bir süreçtir. Sakatlıkların, ölümlerin olacağını bile bile ama insana olan saygı gereği temel önlemler dışında süreci izlemek zorunda kalmak bizlerde de onulmaz yaralar açmaktadır.

Memleketin hızla akan gündemine ayak uyduranlara da, bu toz dumanda biraz yavaşlayıp açlıkla bedenlerini sese dönüştürmek zorunda hisseden insanların taleplerine kulak vermek ve daha fazla acı yaşanmadan bu sürecin sonlandırılması için elbirliği ile adım atmak gerektiğini, insan yaşamının değerini anımsatmak boynumun borcu olsun.

CEVAP VER