Endüstriyel ahlâk ve sanat üzerine…

0
308
The Silent Evolution, Cancun, Meksika

Evrim, Ar-Ge çalışmalarında kullanmak üzere insanı buldu, insan da faşizmi…

  • HAKAN KİREZCİ

Tabiatın saf, hayvansal ahlakı canlılar âleminin ihtiyacı kadar bir üretimi karşılamaya yetiyordu. Gelişmiş (!) insan zekâsı ihtiyaç fazlası birikimi keşfetti.

Bunca birikim için gücü güdük kaldı ve hır çıkarıp köleciliği yarattı. Üretim ve birikim arasındaki kararsız dengeyi bu kez tüketimin güdük kalması bozdu. Istırabı büyüktü. Üretimin tüketimi de gerekiyordu. Ürün biriktirmek yetmiyor, tüketici de biriktirmek gerekiyor.

Yarı doymuş bir mide ve edep yerlerini kapatan iki çulun bile fazla geldiği kölelerin tüketime nicel katkıları yok. Sermaye azınlık kalmalı ama tüketen kitleselleşmeli.

Üretimin ve tüketimin “big bang”i olan sanayi devrimi ve kölelerin modernizasyonu, (proleterleşme süreci) böylelikle başlamış oldu. Endüstriyelleşme süreci kendi ahlâkıyla geldi yerleşti hayatın orta sahasına. Artık gelişmiş insanoğlu için kadim tabiat ahlâkı, hayvanlık sayılıyor, buna karşılık yükselen endüstriyel ahlâk, ‘uygarlık’ üst başlığıyla tarihin yeni bir bölümünü başlatıyordu.

‘Evrim’ denen büyük bilincin onca canlı arasında, bitmez tükenmez deneylerini yaptığı insanlık bir lânet olarak işte böyle çöküverdi hayatın üzerine.

İÇİ BOŞ KABUKLAR

Endüstriyel ahlâk, viral bir hızla kadim değerlerin üzerine basa basa ele geçirdiği bünyede insanlık âleminin hastalanmayan organını bırakmamış. Yemesinden içmesine; giyinmesinden soyunmasına; sporundan eğitimine; sevişmesinden dövüşmesine, tüm iletişim kanallarına kadar erimiş bir kurşun ağırlığında sızan bu ahlâk her şeyi, her yerde dönüştürmeye devam ediyor.

Sanat örneğin. Bir yandan salt bir üretim-tüketim süreci olarak –yalandan- kutsanan aynalı topun dönüp duran parıltısı, öte yandan bu kirlilikten parazitlenmiş, sokağın ses kanallarını temizlemeye çalışan çöpçüler… Sokağın sanat emekçileri…

Kendine ait öz ahlâkıyla mücadelesini veren sanatın sokak savaşlarına ve barikatlarına dair söyleyeceklerim saklıdır. Aşk gibi, paylaşım gibi, sevgi gibi, demokrasi gibi sanat gibi, sahilden çocukların toplayıp torbalara doldurduğu içi boş deniz kabukları gibi tüm kavramlar… İçinde zamanında yaşayan bir öz olduğu dahi bilinmeden toplanıp toplanıp sergilenen dışı güzel içi boş kabuklar… Kabukların içi boş ama hayatımız artık bunlarla dolu. Kullan, boşalt ve duvara as. Sıradanlaştırılan sanat kavramının uzun uzun ele alınıp tartışılması gereği açıktır.

UMUT İSİMLİ MİNİK KUŞ

Bugün, gerçek ilerlemenin yolunun yeryüzü tarihinin dikiz aynasından gözünü ayırmamak olduğunu kavrayabilen, yükselen evrim spiralinin kıvrımlarında geri dönüşlerle kadim değerlerine yeniden kavuşabileceğine inanmış bu insan evlâtlarının halen var olması evrimin bir hatası mıdır yoksa bizim bilmediğimiz bir hesabı mı var o büyük bilincin, kestirmek güç ama en azından böyle de bir gerçek var. Pandora’nın kutusunda kafasına basılmış umut isimli o minik kuş hâlâ yaşıyor demek ki. O yaşadıkça da insanoğlunun kendini yenme savaşı sürecek demektir ama hayatın gücü bunu taşımaya yeter mi bilinmez.

CEVAP VER