Dilipak’ın mor ötesi ışınları!

0
633

Siz Abdurrahman Bey’i sıradan bir ‘komik’ zannedebilirsiniz ama o İslamcı medyanın en kıvrak dans adımlarına sahip ‘tescilli palavracı’larındandır. Ve bu kadar palavra atarak, bu kadar saçmalayarak ‘muteber’ kalmak ancak bizim ‘İslamist’ alemimizde mümkün olsa gerektir.

Efendim, malumunuzdur, Abdurrahman bey geçtiğimiz günlerde fizik bilimine çizik atarak, dünya silah sanayisini ise ters köşeye yatırarak yine bazı palavralar paylaştı sosyal medya hesabından. “Namlusuz, patlayıcısız, mermisiz top yapıyoruz, 300 kilometre etkili ve saniyede 300 bin kilometre hız yapabilen bir silah yapıyoruz” diye yazdı!

Şimdi, halk arasında böylelerine “Ya sayı saymayı bilmiyor, ya dayak yememiş” derler. Bizim İslamist andavallar ise, cehalette eşitlendikleri için, palavranın büyüğüne daha fazla itibar ediyorlar. Onlar itibar ettikçe, Abdurrahman Dilipak dilini sallamayı sürdürüyor, salladıkça sallıyor…

Adam utanmıyor…

Bakın bundan seneler evvel bunun palavracılığını bilen bir muhabir, Aktüel dergisinin ‘Medya Maydonozları’ köşesi için Dilipak’tan görüş almıştı.

Muhabir önce ‘olmayan bir hastalık’ üretti: Etnodertin… ‘Etnik’ ve ‘dert’ kelimelerinin bileşkesinden oluşan bu ‘uydurma hastalık’la ilgili Dilipak’a da soru soruldu. ‘Medya Maydonozu’ Dilipak ise derhal ‘cevap’ verdi! Aha, işte arka arkaya sıraladığı palavralar:

“Çevre faktörleriyle, ozon tabakasının delinmesinin psikolojik faktörlerle birleşmesi sonucunda ortaya çıkıyor. Güneydoğu’da görülmemesinin sebebi, burada terörle bunun dışa vuruluyor olması. Ancak, Karadeniz’de zaten Nataşa sendromu var. İnsanlar içine kapanıyor. Bu yüzden deri hastalığı olarak dışa vuruyor. Kızılderililer hakkında okuduğum kitaplarda bu hastalıktan bahsediliyordu.”

Bakın efendim, öyle böyle değil, adam Kızılderililer hakkında kitap ya da kitaplar okumuş, olmayan hastalığı anlatıyorlarmış! Dilipak, acil olarak seyahate çıktığından dolayı yeterli cevabı veremediğini belirterek, gittiği Zürih’ten bir de faks çekip, devam etmişti:

“Etnodertin sorunu, dünyada ilk kez karşılaşılan bir sorun değil, Afrika’da Amerika’da, Asya’da, kara, kızıl ve sarı ırk bu sorunu büyük ölçüde yaşadı. Sorun psikosomatik öğeler taşıyor. Sorunun bu şekilde alerjik nitelikli tezahürünü hazırlayan başka faktörler söz konusu. Hastalığın Güneydoğu’da değil de Karadeniz’de, kadınlar arasında tezahürü, tamamlayıcı şartlar açısından önem taşıyor. Mesela, Çernobil ya da ozon tabakası, ekolojik faktörler, Nataşa sendromu, beslenme bozukluğu, hormonal faktörler, biyokimyasal sebepler bu süreci ajite etmiş olabilir.”

Tescilli palavracılık böyle bir şey oluyor işte! ‘Psikosomatik öğeler’ diyor adam yahu!

Şimdi bu İslamist cenahın bütün palavracıları, bütün manyakları, ortalığa yayıldı. Ekranlarda egemenliği ele geçirdiler. Şarlatanlık ediyorlar. Bunları dinleyen halk hipnotize olmuş gibi bunların çatı örgütüne oy atıyor, sonra da hepsine birden ‘milli irade’ deniyor!..

Eskiden devlet bunları ciddiye almaz, hiçbir toplantıya akredite etmezdi. Bu yüzden, neymiş efendim, “Müslümanlar dışlanıyor”muş! Halbuki konunun Müslümanlıkla alakası yok. Adam palavracı. Şimdi “28 Şubat’ta şöyle ezildik, böyle sıkıldık” diye sallıyorlar ya, 28 Şubat’ın hemen akabinde Genelkurmay bu Abdurrahman Dilipak palavracısını akredite etti. Koştura koştura ’28 Şubatçı’ Genelkurmay’ın Diyarbakır gezisine katılıp kendisine verilen kamuflajlı kostümleri giydi. O kamuflajlı kostümlerle şimdi yok etmek istediği boy boy fotoğraflar çektirdi!.. (Aynı geziye katılan gazetecilerin çoğu bu kamuflajlı müsamereye dahil olmamıştı.)

Halbuki neydi? Askerler bunları eziyordu!..

Neyse efendim, fazla başınızı ağrıttım. İslamist alemimizin ‘entelektüel’ birikimi işte bu Abdurrahman Dilipak kadardır. Ya da, halkımız gibi söyleyeyim, koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler!..

CEVAP VER